ERGENLİKTE VE YETİŞKİNLİKTE SOSYAL FOBİ

ERGENLİKTE VE YETİŞKİNLİKTE SOSYAL FOBİ

 

Korku, aslında tehditlere karşı bizi koruyan ve tıpkı diğer duygular gibi normal bir duygudur. Ancak bir korku, mantıklı nedenlere bağlı değilse, bize aşırı bir stres yaşatıyor ve gündelik yaşamımızı ciddi şekilde etkiliyorsa, ‘fobi’ olarak tanımlanabilir. Özellikle ergenlik döneminde kimlik arayışı içinde olan gençlerin yaşadığı fobiler arasında en yaygınlarından birisi sosyal fobidir. Sosyal fobi, bireyin sosyal ortamlarda kendini baskı altında hissetmesi nedeniyle duyduğu  yoğun korku ve stres tepkileridir. Sosyal fobi yaşayan birey, kendisiyle alay edileceği, herkesin içinde komik duruma düşeceği ve rezil olacağı, başkalarının onu olumsuz olarak değerlendireceği düşünceleri taşır; buna bağlı olarak yoğun kaygı hisseder ve dolayısıyla sosyal ortamlardan kaçınmaya başlar. Sosyal fobi, ergenlik döneminde kişinin yaşamına pek çok olumsuz etki getirir. Karşı cinsle olan iletişimde, kendisini başkalarına ifade etmede, topluluk içinde konuşmada, sosyal bir ortamda yemek yemede zorlanmak; hatta telefon açma, isteklerini dile getirme, sosyal bir etkinliğe katılma gibi durumlardan aşırı kaygı yaşadığı için kaçınmak bunlara örnek olarak verilebilir. Yaşanan utanma ve kaygı duygularına bağlı olaraksa terleme, yüz kızarması, baş dönmesi, bayılma hissi, kalp atışlarının hızlanması ve mide krampları gibi pek çok fizyolojik tepki de görülebilir. Sosyal fobinin ortaya çıkmasında genetik faktörlerin etkisi olduğu gibi aşırı koruyucu olan, çocuklarının her hareketine müdahale eden, ne istediklerini sormadan çocukları yerine karar veren anne-baba tutum ve davranışlarının da önemli olduğu biliniyor. Ayrıca gereğinden fazla eleştiri veya övgü de sosyal fobinin gelişimine neden olabiliyor. Ergenler için oldukça zorlayıcı olabilen ve müdahale edilmediği takdirde yetişkinlikte de devam edebilen sosyal fobiyle baş etmede profesyonel yardım oldukça önemli. Bunun yanında sosyal desteğin, özellikle de aile desteğinin önemi bilinmelidir. Anne-babanın öncelikle anlayışlı davranmaları, zorlamada bulunmadan çocuğun sosyal ortamlarda çeşitli etkinliklere dahil olması için onları cesaretlendirmeleri, sosyal ortamlarda çocuğu mercek altına almamaları ve başkalarının yanında eleştirmekten kaçınmaları bu süreçte önemli adımlardır.

KARDEŞLER ARASI ETKİLEŞİM                                         

Çocukların kişilik ve beceri gelişiminde sadece anne-babanın değil, diğer aile bireylerinin tutumu ve onlarla olan iletişim de önemlidir. Aileyi bir sistem olarak düşünürsek, bu sistemin her parçası diğer parçalarını etkilediği gibi genel olarak sistemin yapısını da büyük ölçüde etkiler. Ailede bireyler arası etkileşimi üç ana başlıkta toplayabiliriz. Bunlar ebeveyn-çocuk, anne-baba ve kardeşler arası ilişkilerdir. Kardeşler arası etkileşim pek çok açıdan önem taşır. Örneğin küçük kardeş, anne-babanın dışında kendine (genellikle) yaşça yakın bulacağı, farklı paylaşımlar içine girebileceği bir veya birkaç kişinin çevresinde olduğunu fark eder. Ebeveynlerin desteğiyle yaşla birlikte çocuklar arasında kardeş kavramı yerleşir. Yaşça büyük kardeşler aynı anda farklı rolleri temsil eden bireyler olarak algılanır. Örneğin ailede en önemli kavramlardan biri olan eğitim genel anlamda anne ve babaya ait olsa da, yaşça büyük kardeşler de buna ister istemez dahil olur. Ekonomik durumu iyi olmayan ve kalabalık ailelerde ise bu duruma daha çok rastlanır. Bu ailelerde ikinci, ortanca veya büyük ağabey/abla, öğretmen rolünü üstlenir ve kardeşler arasında etkileşim artar. Dolayısıyla büyük çocuklar küçük kardeşlerinin gelişiminde anne-baba kadar etkili rol almış olur. Diğer yandan yaşça büyük olanların bakış açısından bakacak olursak, ağabey/ablanın karakter yapısına göre kardeşleriyle baş etme stilleri de değişiklik gösterir. Kimi büyük kardeşler koruyucu kollayıcı davranırken, kimileri – özellikle yaş aralığı yakın olanlar – daha arkadaşça yaklaşımlar içerisinde olur. Ailede kardeş sahibi olan çocukların mı yoksa tek çocuk olanların mı daha fazla beceri geliştirdiği konusunda uzmanlar arasında tartışmalar yapılır. Bu konuda farklı araştırmalar farklı sonuçlar ortaya koymuş olsa da tek çocuk olanların “daha yetersiz” veya “sorunlu” olduğuna dair kesin bir veri mevcut değil. Hatta bazı araştırmalarda kardeşleri olmayanlar ile kardeşi olanları karşılaştırdığında gelişimsel açıdan önemli farklılıklara rastlanmamıştır. Elbette kardeşler arası iletişim ve etkileşim kaliteli olduğunda, çocuk için çeşitli faydalar sağlandığı bir gerçek. Bu nedenle önemli olan, kaliteli ve sağlıklı etkileşimi artırmak adına ebeveynlerin gerekeni yapmaları, örneğin kardeşleri birbirleriyle karşılaştırmalardan kaçınmaları, mümkün olduğunca eşit ve demokratik tutumlar sergilemeleri, aralarında ortaya çıkan çatışmaları uzlaşmacı bir şekilde çözmelerine yardımcı olmaları, olası kıskançlıkların nedenlerini anlamaya çalışmaları ve tüm çocuklar ile açık bir iletişim kurmaya çalışmalarıdır.

Bir yanıt yazın